12 Mart İstiklal Marşının Kabulü ve 18 Mart Çanakkale Zaferi Şiirleri

12 Mart İstiklal Marşının Kabulü ve 18 Mart Çanakkale Zaferi Şiirleri
18 Şubat 2020 - 15:57 - Güncelleme: 18 Şubat 2020 - 17:10

ÇANAKKALE DİYARINDA
Denize takılan kilit
Dünyayı kaldıran yiğit
Alaylar var toptan şehit


Çanakkale diyarında
Kahraman şehit cavuşlar
Şehitliğe uçan kuşlar
Savaşta yeni buluşlar
Çanakkale diyarında

ŞEHİT

Cennetin bağında bir gonca güldür
Gözlerde nurdane gönülde seldir

O solmaz naaştır, bükülmez beldir
Kazdığı siperde yatandır şehit.

Kanıyla balçığa dönüşür toprak
Şehit demek vatan vatansa bayrak
Tuba dallarını süsleyen yaprak
Zemzem ırmağında akandır şehit.

Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! "
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

(1) İlk baskılarda:...kum gibi, mahşer mi, hakîkat mahşer.
(2) İlk baskılarda:...duruyor karşında,
(3) İlk baskıda: Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
(4) İlk baskılarda: Ebr-i nîsânı açık...

Mehmet Akif ERSOY

Çanakkale Destanı

Bir YOLCUYA

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğdugu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Necmettin Halil ONAN
 

MARŞI'MIZ

Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı.

Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona.

Küçümsemem ama, benzetirim şişirilmiş bir balona.

Marşımız kahramanlar destanı. Gönülden oku, benimse!

İstiklali, hürriyeti, ruhu anlatır bu marş benimse.

Milletin tarih ve ülküsünü bu nesle yansıtan değer.

Dillerin, kalplerin coştuğu bu dizeler her şeye değer.

Bir sestir o, Hakkı; istiklâli, direnci haykıran bir ses.

Bütün zaferlerimizi, mısra mısra soluklayan nefes.

Şahlandırır Milli Mücadele ruhunu, ortaya döker.

Vatanıma saldıran köpeğin dişlerini kökünden söker.

Bedir aslanına denk Mehmetin, Fatihin, Yavuzun sesi.

Bu gönülden kükremeyi duyan hainin kaçar neşesi.

Başka İstiklal Marşını Allah, bu millete yazdırmasın.

Vatanımda düşmanlara kendi mezarını kazdırmasın.

Necmi Ünsal

 

 

 

 

İSTİKLÂL MARŞINI DİNLERKEN

Borazanbaşı, borazanbaşı

Akşamları batan güneşe karşı

Alışılmış bir ibadet gibi

Çaldığınız o İstiklâl Marşı

Yıllardır her kulakta yer etmiş

Gür nağmeleriyle tutanken arşı

Az rastlanır bir huşu içinde

Ayakta dinleriz bütün çarşı

Hayal »gibi, vehim gibi bir şey

Sanki memleketin dağı taşı

En sadık bekçisi tarihimin

Kesilir ansızın şehit naşı.

Bir meçhul askerler mahşeriyle

Hatırlatır o yaman savaşı.

Yanık türkülerinden biliriz

Yemen Çölü'nü, Sarıkamış'ı

Kurduna kuşuna sor söylesin

Neydi Türk'ün o günkü telâşı?

Karalar giymiş Anadolu

Kan bir yandan, bir yandan gözyaşı

Sürmedi çok şükür o(kıyamet

Gecenin 'birinde fecre karşı

Güneşten evvel doğdu ufukta

Mustafa Kemal'in altın başı.

Cahit Sıtkı TARANCI

 

 

ANTAKYA'DAN GELEN MEKTUP

İstiklâl Marşı'yla çınlayan dağlar;

Bak bulut hudut boyunda görünmez oldu.

Yurdumun rengini andıran bağlar;

O zümrüt yeşile bürünmez oldu.

Yusuf MARDİN

ELVEDA

Elveda karıcığım elveda...

Bu sevda

Başika sevda,

Yurt aşkı derler buna...

İnan ki.

Senden Önce, onundur neyse bütün varım.

Artık, bol ışıklı bir yarma

Şarkı söylesin çocuklarım,

Ve bundan böyle,

Boş kalan yastığıma

On aylık oğlum koysun başını.

Ve sen ona,

Adından önce öğretmelisin kancığım

İstiklâl Marşı'nı       

Rıza Polat AKKOYUNLU

MEHMET AKİF

(Marşın) okunurken vatanın her bir ucunda,

Bin meş'ale yanmakta, ilahı avucunda.

(Marşında) bir umman kesilen devreye girdin!

Mehmetçiğin imanını (hep vecde getirdin!

Yükseldiğin iklim, bulut ermez tepelerdir,

Ruhundaki yıldız, güneşlerden eserdir!

Duydukça coşar, vecde gelir (marşını) her yer!

Gök kubbenin altında, kefensiz yatan erler!

Ali Ulvi KURUCU

İSTİKLÂL MARŞI İÇİN

Seni okuyan coşar, dinleyen duygulanır,

Güvenlice söyleyen yürekten onurlanır.

Her dize bir destandır, Akif'çe yaratılmış,

Her dörtlükte bir 'kavram, İnançla anlatılmış!


Bayrağımı çekerken göklere coşkuluca,

Bir ağızdan söyleriz, isteyerek topluca.

İşgallere uğramış 'bu ulusun ıkalemi,

Savaşan bir yürekle anlattı milletini.

 

Milletin özgürlüğü dize dize işlendi,

Akif'in kaleminden kahramanluk dillendi.

Batının zırhlarına açtı yiğit bağrını,

Cennete benzeterek, anlattı vatanım!

 

Akif (ki dizelerde 'kurtuluşu yaşattı,

İnançla seslenişle, yeni bir marş yarattı.

Yalvardı bayrağına "dalgalan" ve "coş" diye.

Bu millî marşımızı etti bize hediye

 

Bu yalnız bir marş değil, kurtuluşun destanı,

Ezgi ve şiirinden marşını iyi tanı!

Vatandaşa güç veren yüksek moral kaynağı,

 Söylendikçe coşmakta göklerde Türk Bayrağı.

 

İSTİKLÂL MARŞI'MIZ

Çekilen tetiklerden, kaynayan hedeflerden,

Bir marş yarattı Akif, o yiğit yüreğinden

Bağımsızlık türküsü, kurtuluşun destanı,

Bu ne yüce deyiştir, söyle yaşat atanı.

 

Kurtuluş günlerine şairce bir bakıştır.

Toplumun yüreğinden inançla haykırıştır.

Coşkulu söyleyelim, inlesin dağlar taşlar!

Marşımızı söylerken, yücelir tüm yurttaşlar.

 

Kötü talihimizin tersine döndüğünde,

Saldıran bileklerin güçle büküldüğünde,

İstiklâl Marşı doğdu, sonra da bestelendi,

Milletçe bir ağızdan coşkuluca söylendi.

 

Yeniden dirilişin ve yeniden doğuşun, .

Şahlanan destanıdır o milli 'kurtuluşun.

Damarımızdaki 'kan, bileğimizdeki güç,

Bu ulusal sesleniş, bu ulusal bir övünç!

 

Cesur ulusumuzun gönlüne doğdu bu marş,

Bu bizim marşımızdır, söyle, haykır arkadaş!

Bizlere güç vermekte birlikte söylendikçe,

Yüreklice söyleriz, haykırırız erkekçe!

 

BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR

 

Şehitler tepesi boş değil,

Biri var bekliyor.

Ve bir göğüs, nefes almak için;

Rüzğar bekliyor.

 

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?

 

Destanını yapmış,kasideye kanmış.

Bir el ki;ahretten uzanmış,

Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!

 

Öpelim temizse dudaklarımız,

Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.

Rüzğarını kesmesin gövdeler

Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.

 

Geri gitsin alkışlar geri,

Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!

Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,

Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter!

 

Söyledi söyleyenler demin,

Gel süngülü yiğit alkışlasınlar

Şimdi sen söyle söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,

 

Toprağını kahramanlar bekliyor!

Ve bir bayrak dalgalanmak için

Rüzğar bekliyor!

Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin.

 

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?...

 

Arif Nihat Asya


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum